Download Roland Barthes - Göstergebilimsel Serüven.pdf PDF

TitleRoland Barthes - Göstergebilimsel Serüven.pdf
File Size5.5 MB
Total Pages193
Document Text Contents
Page 2

GÖSTERGEBİLİMSEL SERÜVEN

Roland Barthes, Fransız denemecisi, eleştirmeni ve göster-
gebilimcisi (Cherbourg, 1915-Paris, 1980). Sorbonne'da öğre­
nim gördü, C.N.R.S.'de (Bilimsel Araştırma Ulusal Merkezi)
çalıştı, Ecole Pratique des Hautes Etudes'de ve Collège de
France'da göstergebilim dersleri verdi.
XX. yüzyılın büyük düşünce ve yazı ustalarından Roland
Barthes, yeni eleştiri anlayışının, anlatı çözümleme yöntemi­
nin, göstergebilimin ve metin kuramının öncülerinden biri
olmanın yanı sıra, bütün yaşamı boyunca, haz duyarak oku-
ma'yı (çözümleme) ve haz duyarak yazma'yı (metin üretme)
amaç edindiğinden, okurlanna, öğrencilerine ve konferans­
lardaki dinleyenlerine aynı ölçüde tad vermeyi bilmiş ben­
zersiz bir özne'dir.
Başlıca yapıdan: Le degré zéro de l'écriture (Yazının Sıfır De­
recesi) [1953]; Michelet [1954]; Mythologies (Mitler) [1957];
Sur Racine (Racine Üstüne) [1963]; Essais critiques (Eleştiri
Denemeleri) [1964]; Critique et vérité (Eleştiri ve Gerçek)
[1966]; Système de la mode (Modanın Dizgesi) [1967]; L'Empi­
re des signes (Göstergeler İmparatorluğu) [1970]; SIZ [1970];
Sade, Fourier, Loyola [1971]; Nouveaux essais critiques (Yeni
Eleştiri Denemeleri) [Le degré zéro de l'écriture ile birlikte,
1972]; Le plaisir du texte (Metnin Verdiği Haz) [1973]; Roland
Barthes par Roland Barthes (Roland Barthes Roland Barthes'i
Anlatıyor) [1975]; Fragments d'un discours amoureux (Bir Aşk
Söyleminden Parçalar) [1977]; Leçon (Ders) [1978]; Sollers
écrivain (Yazar Sollers) [1979]; La chambre claire (Aydınlık
Oda) [1980]; Le grain de la voix [konuşmalar, ö.s., 1981];
Littérature et réalité (Yazın ve Gerçeklik) [başkalanyla birlik­
te, ö.s. 1982]; L'Obvie et l'Obtus. Essais critiques IH [(ö.s.,
1982]; Le bruissement de la langue. Essais critiques IV (Dilin Hı­
şırtısı. Eleştiri Denemeleri IV) [ö.s., 1984]; L'aventure
sémiologique (Göstergebilimsel Serüven) [ö.s., 1985]; Inci­
dents [ö.s., 1987]; La Tour Eiffel (Eyfel Kulesi) [A. Martin ile
birlikte, ö.s., 1989].

Page 96

96 Göstergebilimsel Serüven

geye bağlıdır. Anlatı ve dilin yalnızca göstergesel bir zamanı vardır; "ger­
çek" zaman, göndergesel, Propp'un açıklamalarından da anlaşılacağı gibi
gerçekçi bir yanılsamadır ve yapısal betimleme de zamanı bu niteliğiyle
ele almalıdır.33

Peki nedir anlatının başlıca işlevlerini zorlayan bu mantık? Etkin ola­
rak kurulmaya çalışılan ve şu ana kadar en geniş biçimde tartışılan şey de
budur. Bu konuda Communications'un 8. sayısında (1966) tümü de işlev­
lerin mantığını ele alan, A.J. Greimas, Cl. Bremond ve T. Todorovün ya­
zılarına bakılmalıdır. T. Torodovün açıkladığı gibi günümüzde başlıca üç
araştırma doğrultusu vardır. Birinci yol (Bremond) daha çok mantıksaldır:
Bu yaklaşımda, anlatıda işlenen insan davranışlarının sözdizimini yeniden
oluşturmak, öykünün her noktasında herhangi bir kişinin boyun eğmek zo­
runda kaldığı34 "seçimler"in izleyeceği yolu yeniden çizmek ve böylece
kişileri harekete geçmeye karar verdikleri anda kavradığı için bir enerji
mantığı35 diye adlandırabileceğimiz şeyi ortaya çıkarmak söz konusudur.
İkinci örnekçe ise dilbilimsel niteliklidir (Lévi-Strauss, Greimas): Bu araş­
tırmanın başlıca kaygısı, işlevlerde dizisel karşıtlıklar bulmaktır; bu karşıt­
lıklar Jakobsonün "yazınsal işlev"* ilkesine uygun olarak anlatı örgüsü
içine "yayılmıştır" (bu arada, Greimas'ın, işlevlerin diziselliğini düzelttiği
ya da bütünlediği yeni gelişmeler görülecektir). Ana çizgilerini Todo­
rovün belirlediği üçüncü yol ise biraz farklıdır, çünkü, anlatının belli sayı­
daki temel yüklemleri birleştirme, değiştirme ve dönüştürme kurallarını
düzenlemeye çalışarak, çözümlemeyi "eylemler" (yani kişiler) düzeyine
oturtur.

Bu çalışma varsayımları arasında bir seçim yapmak söz konusu de­
ğildir; bunlar birbirine rakip sayılmazlar ama aynı amaca değişik açılardan
ulaşmaya çalışırlar ve zaten günümüzde tam bir gelişme içindedirler. Bu­
rada, bunlara yapabileceğimiz tek ekleme, çözümleme boyutlarıyla ilgili­
dir. Belirtileri, bilgilendirenleri ve bütünleyimleri bir yana bıraksak bile,
bir anlatıda (özellikle bir/kısa öykü değil de bir roman söz konusu oldu­
ğunda da) geriye çok sayıda asal işlev ka|ır; söz konusu işlevlerin çoğu şu
ana kadar anlatının büyük eklemlemeleri üstüne çalışmış olan, yukarıda
belirttiğimiz çözümlemeler tarafından denetim altına alınamaz. Bununla
birlikte, anlatının bütün birimlerini, en küçük parçalarını açıklamak için
yeterince kesin bir betimleme örgörmek gerekir. Asal işlevlerin "önemle­
riyle" değil ama yalnızca kurdukları ilişkilerin özni(eliğiyle (ikili içermeli)
belirlenebileceklerini bir kez daha anımsatalım: Bir "telefon gelmesi" ne
kadar önemsiz görünürse görünsün, bir yandan kendi içinde bazı asal iş-

* Yazınsal işlev terimiyle karşıladığımız Fransızca le poétique sözcüğü sanatsal işlev, şi­
irsel işlev olarak da çevrilebilir. (Ç-N.)

Page 97

Anlacıların Yapısal Çözümlemesine Giriş 97

Ievler (telefonun çalması, ahizenin kaldırılması, konuşma, ahizenin yerine
konması) taşır, öte yandan da, bütünüyle değerlendirildiğinde, bunun anla­
tılan olayın büyük eklemlerine en azından yavaş yavaş bağlanması gere­
kir. Anlatının işlevsel örtüsü bağlantı noktalarının bir düzenlenmesini ge­
rektirir; bunun da temel birimi burada Cl. Bremond'un ardından bir kesit
diye adlandıracağımız küçük bir işlevler öbeğinden başka bir şey değildir.

Bir kesit, aralarında bir dayanışma bağıntısı36 bulunan mantıksal bir
çekirdekler dizisidir. Kesit, öğelerinden birinin dayanışık öncülü olmadığı
zaman açılır, öğelerinden bir başkasının ardılı kalmadığı zaman kapanır.
Önemsiz olduğunu bile bile şu örneği ele alalım: İçecek bir şey ısmarla­
mak, ısmarlanan şeyin gelmesi, tüketilmesi, parasının ödenmesi gibi farklı
işlevler kuşkusuz kapalı bir kesit oluştururlar, çünkü, "İçme işlemi"ne iliş­
kin bağdaşık bütünün dışına çıkmadan ısmarlama işinin öncesine geçile­
mez, ya da ödeme işinin arkasından bir şey yapılamaz. Gerçekten de kesit
her zaman adlandırılabilir. Propp, ardından da Bremond masalın büyük iş­
levlerini belirtirken, bunları adlandırabilmişlerdi (Hile, İhanet, Çatışma,
Sözleşme, Ayartma, vb.). Adlandırma işlemi "küçük kesitler" denebilecek,
çoğunlukla anlatı dokusunun en ince çekirdeğini oluşturan önemsiz kesit­
ler için de kaçınılmazdır. Bu adlandırmalar yalnızca çözümlemecinin yet­
kisi içinde midir? Bir başka deyişle, salt üstdilsel nitelik mi taşırlar? Böy-
ledirler kuşkusuz; çünkü anlatının kodunu ele alırlar, ama bu adlandırma­
ların, her mantıksal eylem dizisini bir ad bütünü olarak kavrayan okurda
(dinleyicide) yer alan bir üstdilin parçasını oluşturdukları düşünülebilir:
Okumak adlandırmaktır; dinlemek ise yalnızca bir dili algılamak değil ay­
nı zamanda onu kurmaktır. Kesit başlıkları, büyük bir anlam ve ince ayrım
çeşitliliğini doyurucu bir biçimde kucaklayan, çeviri makinelerine özgü
kılıf-sözcüklere, (cover-words) oldukça benzer. Bizdeki anlatı dili, daha
başlangıçta, bu temel başlıkları içerir. Bir kesiti yapılandıran kapalı man­
tıksal düzen, kendisine verilmiş olan ada sıkı sıkıya bağlıdır. Bir ayartma
işlemini başlatan her işlev, ortaya çıktığı andan itibaren, yaratmış olduğu
ad altında, ayartma sürecinin bütününü benimsettirir (bizde anlatı dilini
oluşturan bütün anlatılardan öğrendiğimiz biçimiyle).

Önemi ne kadar az olursa olsun, az sayıda çekirdekten (yani gerçekte
"düzenleyicilerden) oluşmuş kesitin, her zaman için, tehlike anları vardır,
bu da onun çözümlemesinin yapılması gerektiğini gösterir. Bir sigaranın
sunulmasını oluşturan küçük eylemlerin mantıksal dizilişini (sigarayı
sunmak, kabul etmek, yakmak, içmek) kesit olarak oluşturmak anlamsız
görülebilir ama bu açıkçası söz konusu noktaların her birinde seçeneğin,
dolayısıyla bir anlam özgürlüğünün olanaklı olduğunu gösterir. James
Bond'un iş ortağı Du Pont, ona çakmağını yakıp uzatır, ama Bond istemez;
bu davranış, Bond'un içgüdüsel olarak, çakmağın bir tuzak olmasından

Page 192

192 G ö s te rg e b i l im s e l S e rü v e n

rabiliriz: Dilbilim ve dolayısıyla şu son yılların göstergebilimi belli bir
gösterge tarihine, belli bir gösterge ideolojisine bağlanabilir mi? Eğer has­
talıklar alanının göstergebilimsel yapısı, belli bir tarihe denk düşüyorsa
(Foucault'nun varsayımıdır bu) gösterge kavramının üstünlüğü, gösterge
kavramının kültürü de öyleyse uygarlığımızın belli bir ideolojik evresine
denk düşecektir. Ama, bu durumda, pozitif bir bilim ile ideolojik bir bilim
(sözgelimi yorumbilim*) arasında nasıl olur da bir uygunluk bulunabilir?
Aslında, XIX. yy'daki kliniğin terimlerinde bile bir tıp yorumbilimi vardır.
Pozitif bir bilim, belli bir ideolojik dünya görüşünü benimsemiş durumda
bulunan bir yorumbilim ile özdeşleşebilir mi? Gerçekte, tıp gibi pozitif bir
bilimin uygulanması, kendi içinde mitsel diye adlandırabileceğimiz şema­
ların dolaşımını dışlamaz kuşkusuz; çünkü tıp göstergebilimi temelde,
animist (canlıcı) türden bir şemaya oldukça iyi denk düşer: Hastalık aslın­
da anlaşılabilir kılınmıştır; bu özelliği, tıpkı bedenin derinliklerinde, sanki
derinin altında yatan bir kimsenin, sonradan, hekimin algılamak ve nere­
deyse şifre çözen bir kahin gibi yorumlamak (bu aslında bir tür kehanette
bulunmak demektir) zorunda kalacağı göstergeler, bildiriler iletmesine
benzer. Geriye ise şu soru kalır: Günümüzün tıbbı hâlâ gerçek anlamıyla
göstergebilimsel özellikler taşımakta mıdır?

Les Sciences de la folie'de, Roger Bas-
tide'in yönetiminde (Ecole pratique des
hautes études'e bağlı Sosyal Psikiyatri
Merkezi'nin yayını), Mouton, 1972.

Fransızca'sı herméneutique. (Ç.N.)

Similer Documents